Yüzüme Vurma Ne Olur!

Written By: Beyin Gücü - Mar• 27•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

coban ve koyunlari

 

İnsan ne oldum değil, ne olacağım demeli. Zenginlik de fakirlik de insan için. Hastalık da sağlık da bizim için. Önemli olan emaneti layığı ile taşımak değil mi? Yaratana layık bir kul, anne babaya layık bir evlat, eşine layık bir hayat arkadaşı, evlada layık bir ebeveyn, hayata sımsıkı tutunan sağlam bir duvar olabilmek…

Tahir, makine mühendisliği son sınıf öğrencisiydi. Anadolu’nun bozkırından kopup gelmiş yağız delikanlı, İstanbul gibi dev bir şehirde önce yaşamaya, sonra okumaya çalışıyordu. Aile imkânları çok geniş değildi. Ayrıca küçük kardeşi Eren de hukuk tahsili yapıyordu. Aynı anda iki üniversite öğrencisini okutuyor olmak, babaları Çoban Veli’yi hayli zorluyordu. Çobanlıktan aldığı hak edişlerle çevreden temin etmeye çalıştığı burslar, Tahir ile Eren’in okul masraflarına ancak yetiyordu.

Gülizar, kuyumcu Metin’in tek kızıydı. Narindi, nazlıydı, naifti, zarifti. Bir evin bir kızı olmayı iyi beceriyordu. Üniversite sınavında yüksek puan almasına rağmen içindeki öğretmenlik özlemi ona Eğitim Fakültesi’nin kapılarını aralamıştı. Gülizar da okumak için komşusu Tahir gibi İstanbul’u tercih etmişti. İlk sene İstanbul’a, üniversite ve yurt hayatına alışmakla geçmişti. İkinci ve üçüncü senelerde yabancı dil ve bilgisayar gibi kurslara devam ederek farklı beceriler elde etmişti. Şimdi o da son sınıftaydı. Eğitim Fakültesinin hemen yanındaki Mühendislik Fakültesinde okuyan Tahir’i görmezden gelemedi. Gözü ile bakmak istemese de gönlüne söz geçiremedi.

Tahir, Gülizar’a her baktığında gül bahçesinin en güzel prensesini görüyor ama bu ilişkinin sonunu kestiremiyordu. Denklik terazisinin bir gözünde kendisini, diğer gözünde Gülizar’ı hayal ediyor; lakin aynı terazinin bir gözünde Kuyumcu Metin’i, diğer gözünde de Çoban Veli’yi görüyordu. İşte bu denge, daha doğrusu dengesizlik, Tahir’i çok korkutuyordu. Bu arada memleketten aldığı havadisler hiç de hoş değildi. Gülizar son sınıfa gelince dünürcülerin de ardı arkası kesilmiyordu. Gülizar’ın kendisine yönelen hoş nazarından destekle babası Çoban Veli’yi Kuyumcu Metin’in kapısına gönderdi. Metin, kapısına gelen Veli’nin dünürcülük niyeti ile geldiğini aklının ucuna bile getirmeyerek, belki de böyle bir olayı kendisine hiç yakıştırmadığı için hayal bile edemeyerek; bir müşteriyi karşılar gibi karşıladı komşusu Veli’yi.

“Buyur komşum, hoş geldin!

Veli, bu güler yüzlü karşılamadan cesaret almıştı:

“Hoş gördük komşum, sağ ol.”

Metin, Veli’nin bir küçük çeyrek, bir yarım altın alacağını, en fazla bilezik için altının gramını soracağını tahmin ediyordu. Bu nedenle oturması için “buyur” bile etmedi.

“Nasıl yardımcı olayım Veli?”

“Seninle konuşmak istediğim bir konu var Metin. Fazla zamanını almak istemiyorum ama babayım işte. Sen de babasın. Çocuklarımız var.”

Metin, Veli’nin sözü nereye götürmek istediğini merak ediyordu. Ama Veli’nin söyleyeceği sözleri tahmin bile etmiyordu. Bu nedenle çok rahat davrandı:

“Buyur komşum, lütfen rahat ol!”

Veli, Metin’in rahat tavırlarından daha da cesaret alarak söze başladı:

“Bak Metin, her işin bir yolu yordamı var. Kız istemenin de bir yolu yordamı var. Ama önce erkek erkeğe bir görüşelim. Sonra teamüller neyse ona göre davranırız.”

“Ne yolu ne yordamı Veli? Ne protokolü?”

“Bizim oğlan… Tahir… Senin Gülizar’a kaptırmış gönlünü. Demem o ki, Allah’ın emri, Peygamber’in kavli…”

“Dur Veli, dur!”

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Çok sinirlenen Metin’in yüzü kıpkırmızı oldu, kulaklarına kadar kızardı, boynundaki şahdamarının atışı hissediliyordu adeta. Burun delikleri kabarmış, gözlerinin siyahı daha siyah olmuş, gözbebekleri büyümüş, gözlerin beyazına medyan okuyordu. Metin, elindeki su bardağını sıktıkça sıkıyor, bakışlarını Veli’den kaçırmaya çalıştıkça, bütün vücudunun sarsıntı geçirerek titrediğini, hatta kasıldığını hissediyordu. Veli, koyunların dilinden iyi anlardı. Ama beden dili uzmanı olmadığı için Metin’in yaşadığı halet-i ruhiyeyi okuması mümkün değildi.

“Kız babası olmak kolay değil Metin. Heyecanını anlayabiliyorum. Utanmana gerek yok.”

“Ne utanması Veli? Allah insanın başına utanacak bir hal vermesin. Biz şerefli bir aileyiz. Bu zamana kadar ailemizden şerefimize söz getirecek kimse çıkmamıştır. Sözünü bil de konuş!”

“Yahu ne dedik şimdi? Neden böyle kızdın ki?”

“Yahu Veli! Sen kimsin? Çoban Veli’sin. Ben kimim? Kuyumcu Metin’im. Söylerken bile birbirine hiç yakışıyor mu? Yakışmıyor! Hal böyleyken, sen ne hakla, ne cüretle bana böyle bir şey söylüyorsun? Senin bu yaptığın hiç oluyor mu ha? Oluyor mu Veli?”

Veli yutkundu, birçok söz geldi dilinin ucuna. Ama demedi, diyemedi oğlunun hatırına. Şimdi kızma, sinirlenme sırası ona gelmişti. Metin’in yüzüne bakmak istemedi. Göz göze gelmek, aşağılayan bakışların hedefi olmak istemedi. Aslında çok şey vardı söylenecek… Fakat Tahir, Gülistan’ı seviyordu. Daha ilk karşılaşmada ipleri koparmak, ağzına gelen her sözü söyleyip rahatlamak ve ardına bile bakmadan dükkânın kapısını çarpıp gitmek ve ölene kadar Metin’in yüzüne bile bakmamak… Ne iyi olurdu aslında. En inatçı keçiyi bile yola getiren Veli, susmak zorunda olduğunu hissetti. Ama Metin, esnaftı. Dükkâna giren her müşterinin, almaya mı sormaya mı geldiğini daha müşteri adımını, kapıdan içeri atar atmaz bilirdi. Veli’deki yüz ifadesinden sözlerinin ağır kaçtığını hissetti. Ortamı yumuşatmak istedi.

“Bak Veli, benim kızım Gülizar. Gül bahçesinin en nazlı çiçeği; babasının bir tanesi. El bebek gül bebek büyüttük biz onu. Siz onun gördüklerini, yaşadıklarını sunamazsınız ona. Hadi ben “evet” dedim. Annesi “evet” demez. Hadi onu da ikna ettik, kızım “evet” demez. Hadi onun da aklını çeldiniz diyelim… Kızım altın ister, kızım araba ister, ev ister. Söyle Veli! Kızıma bütün bunları verebilir misiniz? Alışkın olduğu hayatı sağlayabilir misiniz? Yahu Veli, kabul olmayacak duaya âmin demeyin lütfen. Bak şunun şurasında komşuyuz, birbirimizi kırmayalım. Var git yoluna!”

Veli çok kırılmıştı, çok incinmişti, aşağılandığını hissetti. Yüreği kabardı, gözleri doldu, boğazı düğüm düğüm oldu. Nefes alamadı sanki. Vitrindeki sarı sarı zincirler, teşhir için orada değil de Veli’nin boğazını sıkıp boğmak için dolanmıştı adeta. Oturamadı, kalkamadı, ayakta duramadı, dar geldi dükkân. Titredi boğazından içeriye kaçan sesi. Kekeledi, diyemedi, yutkundu… Son bir gayretle toparladı kendini. Sakin olmaya, daha doğrusu sakin görünmeye çalıştı:

“Bak Metin! Sen sarrafsın. Altınların dilinden anlarsın. Ben çobanım… Senin kadar zengin değilim. Benim zenginliğim de, eğitimli ve terbiyeli olan çocuklarım. Senin kızın öğretmen ise benim oğlum da mühendis olacak nasipse. Sen zenginsin. Ben fakirim. Ama ikimiz de dünyaya çıplak geldik, ikimizin de götüreceği bir bez parçası. Bak ne demiş atalarımız: “Güzelliğine güvenme bir sivilce onu yok etmeye yeter, zenginliğine güvenme bir kıvılcım onu yok etmeye yeter.” Ben bu sözleri hak etmedim Metin, hak etmedim.”

Veli ayağa kalktı, kapıya yöneldi, Metin’in şımarık yüzüne bir kez daha baktı. Söylemek isteyip söyleyemediği ne varsa hepsinin anlamını, o bakışlara yükledi. Ve dükkânı terk etti.

Tahir, okulunu bitirip makine mühendisi oldu. Organize sanayiinde büyük bir fabrikada stajyer mühendis olarak işe başladı. Gülizar, öğretmen oldu, öğrencilerine kavuştu. Gülizar, kapılarına gelen çok hatırlı dünürcülerin hiç birisine “evet” demedi. Aradan geçen zaman içerisinde Metin, kalenin içeriden fethedildiğini yani kızının gönlünün Tahir’de olduğunu anladı. Bir aile dostu aracılığıyla Veli’ye haber gönderdi:

“Söyle Veli’ye, gelsinler kızı istesinler.”

Kız istendi, çikolatalar, tatlılar yendi. Nişan, düğün yapıldı. Hiçbir şey de eksik olmadı. Tahir ve Gülizar, sabırla ve edeple beklemenin karşılığı olarak mutlu yuvalarını kurdular. Çocukları oldu, çok mutlu oldular. Aile büyüklerine karşı saygıda kusur etmediler. Aradan geçen yıllarda kariyer yaparak ideallerini gerçekleştirdiler.

Tahir, çalıştığı fabrikada üretim müdürü oldu. Gülizar, en kaliteli okulları kazanan başarılı öğrenciler yetiştirdi. Tahir, babasının sigorta primlerini yatırarak emekli olmasını sağladı. Metin, ekonomik kriz döneminde döviz işine girdi ve yanlış yatırım yaparak iflas etti. Sonunda hem Veli hem Metin, iki dünür de emekli maaşına bakar olmuşlardı. Emekli maaşına sahip olmak Veli için büyük mutluluk olmuştu. Oğluna ve gelinine çok dua etti. Büyük paralarla oynadıktan sonra emekli maaşı ile geçinmek zorunda kalmak Metin’e ağır gelmişti. Gördüğünden geri kalmak içini acıtmıştı. İki aile arasında haberci olarak kullandığı aile dostunu ziyarete gittiğinde Metin, geçmişten ders almış gibiydi:

“Şu düştüğümüz hallere bak. Çoban Veli ile Kuyumcu Metin, şimdi yan yana geldi, şimdi denk oldu. Ne sözler etmiştim dünürümün yüzüne karşı! Ne beylik sözlerdi onlar! Allah’tan, dünürüm esaslı adammış da o sözleri hiçbir zaman yüzüme vurmadı. Ama ben o sözlerden dolayı içimde hep utanç duydum.

Buruk, buruk olduğu kadar da ibret verici bir aşk öyküsü… Öyle ya! İnsan ne oldum değil, ne olacağım demeli. Zenginlik de fakirlik de insan için. Hastalık da sağlık da bizim için. Önemli olan emaneti layığı ile taşımak değil mi? Yaratan’a layık bir kul, anne babaya layık bir evlat, eşine layık bir hayat arkadaşı, evlada layık bir ebeveyn, hayata sımsıkı tutunan sağlam bir duvar olabilmek. Hani bir söz vardır ya:

“Sen ağlayarak dünyaya geldiğinde herkes gülmüştü, mutlu olmuştu yakınların. Sen öldüğünde, herkes ağlarken sen gülerek veda edebilmelisin hayata! Gülerek ölüme ‘merhaba’ diyebilecek bir ömür yaşamış olabilmelisin!”

Yüzün olsun Yaratan’a karşı. Yaşadığın hayat yüzünü ak etsin. Yüzüne çarpılmasın amellerin. Yüzüne vurulmasın hataların ve yüzünü kızartmasın ayıpların. Ve bir şamar gibi yüzüne inmesin günahların…

 

Yusuf Yeşilkaya

www.beyingucu.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan İnsan Olma Üzerine İnce Hesaplar başlıklı makalemizde İnsan Olma Üzerine İnce Hesaplar, insan olmak ve karşılıklık iyilik yapmak hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir