Kimlik ve Özdeşleşme

Written By: Beyin Gücü - May• 01•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

kimlik ve özdeşleşmelerimiz

Kimlik önemli bir kavram olarak görülür ve kavramsal olarak geleneksel Batılı sınırların ötesine uzanır. Geleneksel psikolojiler kimlik konusunda, dışsal nesnelerle özdeşleşme olgusunu tanımışlar ve bu olguyu bireyin bir başka şeye ya da kişiye benzediği ya da kendisini onun gibi hissettiği bilinçdışı bir süreç olarak tanımlamışlardır. Kişilik ötesi ve Doğulu psikolojiler, dışsal özdeşleşmeleri tanısalar da, içsel  olgu ve süreçlere daha fazla önem vermişlerdir. Burada özdeşleşme kavramı, kişinin bir şeyi kendisi olarak deneyimlediği bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Dahası, böyle bir özdeşleşme,  çeşitli psikologlar, terapistler ve davranışçı bilim adamları tarafından tanınmamaktadır. Çünkü onlar da bu sorunun içine karışmış durumdalar. Kendilerini öylesine özdeşleştirmişler ki, soru dahi sormuyorlar. Değer verilen özdeşleşmeler tanınmadan varlıklarını sürdürüyorlar, çünkü sorgulanmıyorlar. Yapılacak böyle bir sorgulama, gerçekten dirençle karşılaşır.

 

Zamanından önce uyanma teşebbüsleri genellikle cezalandırılır. Özellikle de bizi en çok sevenler tarafından. Çünkü onlar uykudadır. Uyanan ya da gerçek olarak kabul edilen bir şeyin aslında bir düş olduğunu anlayan herhangi birisinin, delirmeye başladığını düşünürler.

 

Özdeşleşmekten kurtulma sürecinin çeşitli belirtileri vardır. Farkındalığın, zihinsel içerik ile kendisini özdeşleştirmesi, bu içeriği içeren daha geniş bir bilinç bağlamının bireysel bilinçdışını oluşturur. Farkındalık kendisini bir zihinsel içerik ile kimliklendirdiğinde, bu zihinsel içerik, tüm diğer zihinsel kapsamın ve deneyimlerin görülmesini belirleyen bağlam haline gelir. İçerik, bağlam olur ve diğer içerikleri yorumlar. Anlamı, algıyı, inancı, motivasyonu ve davranışları belirler. Her şey bu bağlamla tutarlı olacak ve onu güçlendirecek şekilde yapılır. Dahası, bu bağlam, psikolojik süreçlerin hareketinin içine yerleşerek, kendisini daha da güçlendirir.

 

Örneğin, eğer “Ben korkuyorum” düşüncesi oluşursa ve bu düşünce gözlemlenirse ve ne olduğu görülürse, örneğin başka bir düşünceden kaynaklandığı görülürse, etkisi azalır. Tersine, eğer “Ben korkuyorum” düşüncesiyle özdeşleşilirse, o andaki gerçeklik şu olur: bu birey telaşa kapılır, kendisine korku dolu bir düşünceler ve duygular serisi yaratır, kendisini onlarla özdeşleştirir. Tanımlanmamış çeşitli duyguları korku olarak yorumlar. Dünyayı korkunç bir yer olarak algılar. Davranışları korku dolu bir biçimde belirlenir.

 

Bundan dolayı, özdeşleşme kendisini kendisi güçlendiren bir hareketin içine yerleşir. Bu kendisini önceden belirleyen süreç içinde deneyimler ve psikolojik süreçler, özdeşleşilen şeyin gerçekliğini onaylar. “Ben korkuyorum” düşüncesi ile özdeşleşen kişi için herşey, onun korkusunun gerçekliğini ve geçerliliğini ispatlar gözükür Özdeşleşme ile birlikte kişinin bu algısının “Ben korkuyorum” düşüncesinden kaynaklandığının farkında olmadığını unutmayalım.  Bu düşünce artık görülebilir bir şey değildir. Herşeyin görüldüğü ve yorumlandığı bir yerdir. Aşkın ve duruşsuz (positionless) farkındalık, şimdi, dünyaya yalnız kendini geçerli sayan bir bakış açısından bakmakla sınırlanmıştır. Bu ise daha önce anlatılan modellerde işleyen sürecin aynıdır.

 

Kendimizi özdeşleştirdiğimiz herşey bize hakim olur. Özdeşleşmediğimiz her şeye de biz hakim olabiliriz ve onları kontrol edebiliriz. Bir nesneyle özdeşleştiğimiz sürece bu bir bağdır.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

 

Düşünceler ve inançlar, bilincin özdeşleşmeci yapısını sürdüren ve kendimiz olduğumuza inandığımız sınırlı modellere göre davranışlarımızı belirleyen işlemcilerdir. Gelişmek için özdeşleşmeye açık olmalıdırlar. Diğer yandan inançlar, hayatta kalmak ve en verimli şekilde işlev görmek için, kim ve ne olmamız gerektiğiyle ilgili olarak stratejik ve savunmacı kararlar almamızı da sağlarlar.

 

Zihinlerimizin genellikle özdeşleştiğimiz düşüncelerle dolu olduğu anımsanacak olursa, bizim sıradan bilinç halimizin, hipnoz hali olduğu açıkça ortadadır. Herhangi bir hipnoz halindeyken transın, farkındalık daralmasının ya da hipnozdan önceki kimlik duygusunun tanınmasına gerek duyulmaz. Transtayken, kim olduğumuzu düşündüğümüz şeyler, kendileriyle özdeşleştiğimiz düşüncelerdir. Başka bir deyişle, kendileriyle özdeşleşmekten kurtulamadığımız düşünceler, bizim bilinç halimizi, kimliğimizi ve gerçekliğimizi yaratırlar.

 

Zihnimizin içerikleri bireylere ve kültürlere göre farklılık gösterse bile, bizim sıradan halimizin hipnotik doğasını oluşturan genel mekanizmalar hepimizde benzerdir. Kültürlerin içinde genel inançlar ve gerçeklikler güçlü bir şekilde kök salar ve paylaşılırlar.

 

Neyin bilinçdışı ve neyin bilinçli olduğu, toplumun yapısına ve toplumun ürettiği duygu ve düşünce kalıplarına bağlıdır. Toplumun etkisi yalnızca bilincimize kurgular akıtmakla kalmaz, gerçekliğin farkındalığını da önler, bir peçe gibi öter. Her toplum kendi farkındalık biçimlerini oluşturur. Bu sistem toplumsal olarak koşullanmış bir filtre gibi çalışır. Deneyim, bu filtreden geçmeden farkındalığa ulaşamaz.”

 

Bu bakış açısından, farkındalık bir düşünceyle özdeşleştiğinde ego ortaya çıkmaktadır. Özdeşleştiğimiz bir dizi düşünceyi temsil eden bu ego, temelde sınırlı farkındalığın ürettiği bir yanılsamadır. Hem kişisel bulanıklıklar ve hem de bizim Batılı psikolojilerimiz için, bu yanılsama üzerine yapılan çalışmalar çok önemlidir.

 

NLP/Cengiz Erengil/Akis Kitap

www.beyingucu.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Kişilik başlıklı makalemizde kişilik, kişisel drama ve kişisel özdeşleşme hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir