Çolak El

Written By: Beyin Gücü - Nis• 08•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

sadaka

Hz. Ayşe, Sevgililer Sevgilisi’nin sevgili eşiydi.Bilgi, görgü, kültür, zarafet, sevgi, saygı, hoşgörü ve diğer bütün güzel özellikleri şahsında toplayan bir kadındı. Her konuda insanlara örnekti.O zamanın kadınları sıklıkla onu ziyaret eder, bilgi ve görgüsünden faydalanır, İslam’ın inceliklerini, Kur’an’ın ve peygamberimizin hayata dair mesajlarını ondan öğrenirlerdi.

İhtiyaçlarının karşılandığını, bilgilendirildiklerini, sevgi, saygı, hoşgörü ve izzet ikram ile ağırlandıklarını görürlerdi. Memnun ve mesrur yanından ayrılırlardı mü’minlerin annesinin.

Bir gün yine bir kadın ziyaretine gelmişti.

O gün oraya  gelenlerden birisiydi sadece o.

Oraya her gelenin hal ve hatırı sorulur, derdi dinlenir, ihtiyaçları giderilir, kırık gönlü sarılır, söylediği söze ve kendisine değer verilirdi. Orası şefkat ve merhamet peygamberinin eviydi çünkü.

Kadın bir elini elbisesinin yeninin içinde gizliyordu. Kimseye göstermiyordu büyük bir dikkatle.

Bu durum Hz. Ayşe’nin dikkatini çekti.

Herkesin bir hikayesi oluyordu gönlünün derinliklerinde saklanan ve kimselerle paylaşılamayan.

Bir gizli yarası vardı insanın içinde sarılması gereken.

Pek çok insan, çekindiğinden, utandığından hayatını sıkıntıya sokan kimi dertlerini anlatamıyordu.

Açlığını, sefaletini, yoksulluğunu, çaresizliğini, hasta bedenini, ağrıyan yerini, çıplak vücudunu, gerektiği gibi giydiremediği ve yediremediği çocuğunu, utancından dolayı söyleyemiyordu kimseye.

Kol kırılıyor ve yenin içinde gizleniyordu  çoğu zaman. Açsa karnı, açıksa sırtı biliyordu sadece bu tür insanların. Sessiz sedasız köşesinde kaybolup gidiyor ve ölüyorlardı sonunda, kimse duymaz ve ulaşmazsa.

Kim bilir ne çok insan vardı böyle kendini saklayan, derdini kimseye açmayan ve ziyan olan/bu toplumda.

Öğrenmenin yolu sormaktan geçiyordu.

Mü’minlerin annesi Hz. Ayşe sordu kadına:

-Neden elinin birini yeninin içinde gizliyorsun, özenle saklıyorsun, ortaya çıkarmıyorsun hiç?

 

Kadın mahzun ve mahcup cevap vermek istemediğini düşündürecek şekilde dedi ki:

-Bunu bana sorma ey mü’minlerin annesi!

 

Hz. Ayşe ona yardım etmek istiyordu. Derdini bilmeden, hikayesini dinlemeden ne yapabilirdi ki?

Öğrenmek için ısrar etti:

-Hayır, bunun sebebinin bana mutlaka anlatmalısın!

 

Kadın, Hz. Ayşe’nin ısrarı karşısında hüzünlü hikayesini anlatmaya başladı:

-Ey mü’minlerin annesi!

Annemle babam hayattaydı henüz.

Birbirine aykırı iki dünya, iki farklı kişilikti onlar.

Birisi ne kadar sabırlı, hoşgörülü,sevecen, saygılı, yardımsever, cömert, iyilik ve güzellikleri yaşayan, yaşatansa; diğeri bunun tam tersi bir kişilik ve kimlik sahibi bir insandı.

Babam sadaka vermeyi, insanlara iyilik etmeyi, yoksulları, yetimleri, akrabayı, komşuyu, yolda ve darda kalmışı gözetmeyi, yedirip içirmeyi çok severdi. Elindekini avucundakini dağıtmayı isterdi. Sofrasının ve evinin misafirsiz kalmamasını arzulardı hep. İyilik dolu, melek gibi bir adamdı o.

Annemse başkalarına bir şey vermekten nefret ederdi. Bu yüzden babama çok kızardı. her şeyini başkalarına vermek ve aç kalmakla suçlardı hep. Annemin hayatı boyunca, bir iç yağı ve eski bir elbiseden başka, kimseye bir şey verdiğini görmedim ben!

İnsan ölümlü bir varlık!

Çok yaşasa bir kişi, ölüyor sonunda. İyilikleri ve kötülükleriyle baş başa  kalıyor.

Dünyada unutulmuyorsa, sonsuz hayatta mutlu oluyorsa kişi, iyilikleri ve güzel davranışları sayesindedir. Bizden kalan tek güzel şey iyiliklerimiz oluyor kısacık hayattan. Kötülük kötü şeydir doğrusu.

Annem ve babam öldüler her fani gibi.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Sahip olduklarını sandıkları mallarını, mülklerini ve evlatlarını dünyada bıraktılar. Biz onları sadece mezarın kapısına kadar uğurladık. Ondan sonra yapıp ettikleriyle kaldılar orada. Biz döndük üzerlerini toprakla doldurup. Doymayan gözünü toprak doyurdu herkes gibi.

 

Her neyse!

Rüyalar, ölenlerle iletişim kurmanın bir yolu gibidir bazen. Kaybettiğimiz yakınlarımızı ve sevdiklerimizi rüyamızda görünce mutlu oluruz çoğu kez. Rüyalara göre davranılamayacağını da biliriz dünyada.

Bir gece bir rüya gördüm.

Çok ilginç bir rüyaydı.

Kıyamet kopmuştu.

Hayat bitmişti dünyada.

Sonrası yeniden diriliş.

Herkes ayaktaydı, can verilmişti ölü bedenlere. Ten elbisesi giydirilmişti.

Kıştan sonra gelen bahar, gecenin peşinden dünyamızı aydınlatan sabah, toprağın bağrına ölü olarak bırakılan kuru bir tohumun çatlaması, filize durması, boy vermesi, yaprak ve çiçek açması, meyvelenmesi gibi dirilmişti insanlar.

İnanmak istemedikleri mahşer kurulmuş, hesaba durulmuş, dünyada yapıp ettikleri sorulmuş, haklarında karar verilmiş, cennetlikler cennete götürülmüş, cehennemlikler ateşe sürülmüştü.

Sanki bir film seyrediyordum.

Herkes dünyada yaşadığı hayatın meyvelerini ve zakkumunu devşiriyordu.

Babamı gördüm bir ara.

Mutluydu. Huzur içindeydi ve sevinçliydi.

Cennet halkının arasındaydı.

Bir havuzun başındaydı. Kana kana içiyordu hiç susamamak üzere. Arzuladığı her şey anında sunuluyordu ona. Sevdikleri arasındaydı. Gülüyordu yüzü ve gözleri.

Annemi de gördüm.

Ayakta bekliyordu mahşer yerinde.

Tir tir titriyordu korkudan.

Çaresizdi, geleceğinden emin değildi.

Hesabının denk gitmediği anlaşılıyordu.

Çırıl çıplaktı neredeyse. Dünyadayken yoksula verdiği bir parça eski giysiyle örtmeye çalışıyordu edep yerlerini. Bir başka fakire verdiği iç yağı kırıntısını yalayıp duruyordu. Susuzluktan kıvranıyordu. Feryat figan su istiyordu:

-Yandım susuzluktan, su, bir yudum su,su,suuuu!

 

Onu öyle gördükçe benim de içim parçalandı.

Ana gibi yar olmazdı.

Onun yardımına yetişmek istedim. Babamın başında durduğu ve doyasıya içtiği havuzdan doldurduğum suyu anneme  verdim.

İşte tam o sırada, uzaklardan, çok uzaklardan, sonsuzluktan bir yerden kulaklarıma çalınan o sesi işittim:

-Kim o kadına su verdiyse eli çolak olmuştur!

 

Kan ter içinde uyandım.

Bu bir rüyaydı, uyanmıştım, rahatlamıştım.

Bu elim o gün bugündür tutmuyor!

 

www.beyingucu.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Beyne Gaz Vermek İçin 20 Teknik başlıklı makalemizde beyne gaz vermek, Beyne Gaz Vermek İçin 20 Teknik ve beyne gaz vermek için teknikler hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir