Acele İş

Written By: Beyin Gücü - Tem• 16•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Stopwatch

 

Bir zamanlar çok iyi arkadaştılar.

Gülay ve Gönül kardeş gibiydiler.

İçtikleri su ayrı gitmezdi gençken.

Zamanın nasıl geçtiğini bilemezlerdi, bir aradayken.

Hayat bir gün her birini bir başka yana savurdu. Yolları ayrıldı. Görüşemez oldular. Herkesin kendine yeter meşgalesi vardı. Bir araya gelmek hayal bile değildi.

 

Gönül iyi bir evlilik yapmıştı.

İyi giyiniyordu, cebinden parası eksik olmuyordu. Modern bir kadın olup çıkmıştı gönül.

 

Şans herkese gülmez ki hayatta.

Kimisi kavun karpuz yer, kimisi kelek. Kimisi elbise bulamaz giymeye, bazıları giyer altın düğmeli yelek. Eşitsizlikte eşittir insanlar sanki.

Gülay’ın bahtına yoksulluk düşmüştür, gecekonduda yaşamaktır hayatın cilvesi.

Damı akan uyduruk evlerde çile doldurmak, peş peşe çocuk doğurmak, yoksulluk derdiyle boğuşmak, üstte yok, başta yok, iş yok, aş yok, sefaletin hayattır onların mahallesinde. Sabırdan öte köy kalmamıştır gidecek. Sistem öyle işlemektedir. Bir yiyecek bir çoğu bakacaktır. Kimileri açlıktan kıvranacak, bazıları çok yemekten mide fesadına uğrayacaktır.

 

Bit gün yolları kesişir şehirde Gülay ile Gönül’ün.

İki eski arkadaş kaynatırlar ayak üstü. Eski günleri anarlar. Geri getirilmesi imkansız olan vakitlere yanarlar beyhude yere. Herkes halinden şikayetçidir, kimse memnun değildir yaşadığı hayattan. Her dağın kendisine göre dumanı vardır. Kimi zaman güneş açar, kimi zaman kara bulutlar çöker üstüne dağların, kar, boran, fırtınası eksik olmaz hayat dağının. Yoksulun dağı on iki ay kıştır nedense, odun ateş, yiyecek ve giyecek ilaç niyetine desen bulunmaz. İdareyle idare edilir. Ölenler ölür, kalan sağlar bizimdir nasılsa.

 

Gönül, yanına yakıştıramasa da bırakmaz arkadaşını.

Modern zamanların vakit öldürme yerleri olan cafe’ye davet eder. Bir şeyler yer içer ve hatıraları anarız, der. Gülay çocuğunu doktora götürecektir, bir hayli vakti vardır. Kabul eder, giderler Gönül’ün her zaman gittiği yere. Kuytu bir köşeye yerleşirler. Muhabbet koyulaşır. Çaylar peş peşe gelir. Vakit bir hayli ilerler.

 

Gönül bir başka arkadaşını görür pencereden. Onunla konuşması gerekmektedir. Gülay’dan izin ister, çıkıp gider, çantasını masada bırakır. Bir süre sonra döner.

Gülay’ın doktor vakti gelmiştir. O da gönül’den izin ister, çıkıp gitmek için. Gönül der ki Gülay’a:

-Seni burada bekliyorum, işini bitirince gel, bir daha birbirimizi ne zaman görebileceğiz kim bilir?

 

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Gülay çıkar gider. Gönül gazetelerin magazin köşelerini, falları, sosyete haberlerini  okumaya başlar. Bir süre sonra telefon gelir. Cep çalar zır zır. Eve gitmesi gereklidir. Hesap ödemek için çantasına el atar. Fakat nasıl olur, parası yoktur. Düşürmüş müdür? Yok, hayır, mümkün değil. Hiç böyle bir şey başına gelmemiştir daha önce. Evde bırakmış olamazdı. Hep çantasında olurdu parası. Yoksa arkadaşı almış olabilir miydi? Demin dışarı çıktığında, tövbe, tövbe, yok yahu, daha neler? Saçmalıyorum galiba! Neden olmasın ama? Yoksulluk insana her şeyi yaptırabilirdi. Aaaa, onun çantası da buradaydı işte. Gayri ihtiyari açtı çantayı. Baktı iyice. Şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı neredeyse. Bir miktar para  vardı. Kendi parasını bulduğunu sandı. Hesabı ödedi. Garsona tembihledi, acele işi  olduğu için ayrıldığını arkadaşına söylemesini istedi.

 

Çok geçmemişti henüz. Gülay çıkıp geldi ter duman içinde. Çantasını almayı unutmuştu. Doktora para vermesi gerekiyordu. Arkadaşını göremeyince şaşırdı. Çıkıp giderken garson yetişti peşinden:

-Hanımefendi, arkadaşınız acele işi çıktığı için gittiğini size söylememi istedi, kusura bakmasın, dedi.

 

 

 

Gönül eve vardı.

Kapıyı kocası açtı.

-Misafirimiz var hanım, pasta kek gibi şeyler hazırlarsın herhalde.

 

Mutfağa geçtiler birlikte.

Kocası masayı gösterdi ve dedi ki:

-Paranı burada unutmuşsun, ne yaptın parasız dışarıda?

 

Gönül, beyninden vurulmuşa döndü. Yukarıdan aşağıya kaynar sular döküldü sandı birden. Şaşırıp kaldı. Arkadaşından şüphelendiği için utandı kendisinden. Kıpkırmızı oldu suratı. Ayıpladı kendi kendini, kınadı.

Korkunç bir yanlışlıktı yaptığı. Arkadaşının günahını almıştı yok yere. İftira etmişti ona. Yapmadığı bir şeyi yaptığını düşünmüştü. Bu ayıptan kurtulmalıydı. Hakkını helal ettirmeliydi. Özür dilemeliydi. Özür dilemekle dil aşınmazdı. Kişiyi küçültmezdi bir özür dilemek. Hatadan dönmek faziletti.

 

Hemen telefona sarıldı.

Numarasını almamıştı yazık ki.

Şimdi onu nasıl bulacaktı? Bir adres de yoktu elinde. Çıksa sokağa arasa, çoktan gitmiş olmalıydı. Evini de bilmiyordu. Kendisini asla affetmeyecekti Gönül. Bir şekilde arayıp bulacak ve bağışlatacaktı kendisini.

Sabah ola hayrola, diye düşündü.

Sabahın şerri, gecenin hayrından daha hayırlıydı.

Üzüntü içinde, morali bozuk, misafirlerini ağırlamaya çalıştı. Aklı arkadaşı Gülay hanımdaydı.

 

Hafize ÇAKMAK

www.beyingucu.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan II. Abdülhamid, Saltanatı Süresince Hatalı Bir Politika mı İzledi? başlıklı makalemizde 2. abdülhamid, 2. abdülhamidin izlediği politika ve 2. abdülhamidin siyaseti hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir