31 Mart Vak’ası’nın Sorumlusu II. Abdülhamid miydi?

Written By: Beyin Gücü - Tem• 17•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

31-mart-ayaklanmasi

 

13 Nisan 1909 Salı sabahı Rumeli’den getirilip Taşkışla’ya yerleştirilen Avcı Taburları, “Şeriat istiyoruz!” diyerek ayaklanmışlardı. İsyancılar, kısa sürede İstanbul sokaklarında etkili olmuşlar, silah depolarını yağmalayıp, bütün silah ve mermileri ele geçirmişlerdi. Olay, Rumi Takvimin 31 Mart gününe rastladığından bu isimle anılmaktadır.

II. Abdülhamid, 31 Mart Vak’ası’yla kesinlikle ilgisi olmadığını iddia etmiştir:

“Otuzbir Mart Hadiseleriyle benim kesinlikle ilişiğim yoktur. Hattâ kendiliğinden gelmiş bu fırsattan yararlanmaya bile tenezzül etmedim. Eğer hadiselere girmek isteseydim ve istifadeyi düşünseydim, bugün Beylerbeyi’nde değil, Yıldız Sarayı’nda bulunurdum.” (İsmet Bozdağ, Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri, 9. Baskı, Pınar Yayınları, İstanbul 1992. s. 103; Levon Panos Dabağyan, Osmanlı’da Şer Hareketleri ve Abdülhamid Han, 3. Baskı,  IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2005. s.229)

II. Abdülhamid’e göre İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İçişleri Bakanlığı’na getirdiği Hüseyin Hilmi Paşa ile arkadaşlarında beceriksizlik olmasaydı, 31 Mart Vak’ası bir saatten fazla sürmez, belki de hiç olmazdı.

31 Mart Olayı’nı İttihat ve Terakki Cemiyeti ile bu cemiyete dayanan hükümetin becerisizliği ve tedbirsizliği hazırlamıştır.

Hareket Ordusu Selânik’ten hareket edince bazı devlet adamları yolda durdurulmasını tavsiye etmişler, fakat II. Abdülhamid, İstanbul’daki askerlerin kışlalardan çıkarılmamasını ve karşılık verilmemesini istemiştir. II. Abdülhamid, askerleri arasında kan dökülmesini önlemiştir.

II. Abdülhamid, Hareket Ordusu’na mukavemet edilmesini isteyen bazı kumandanların müracaatlarını şu tarihi sözlerle geri çevirmiştir:

– “Paşalar! Ben, Halife-i İslâm’ım. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmam”

II. Abdülhamid’in bu emri, Hareket Ordusu’nun işini kolaylaştırmıştır.

İttihat ve Terakki’nin sahtekârca bir tertibi olan 31 Mart Olayı’nın başlamasından hemen sonra II. Abdülhamid, herkes tarafından terkedilmiştir. Necip Fazıl Kısakürek, Son Devrin Din Mazlumları” isimli eserinde bu yürek acısı durumu şöyle anlatır:

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

“Hareket Ordusu İstanbul surlarının önünde boy gösterir göstermez sarayda ne bir uşak, ne bir kapıcı, ne bir bahçevan, ne bir ahçı, ne bir kâtip, ne de bir haremağası kalmış; bütün hizmetçiler ve “bendegân” kadrosu başını aldığı gibi kaçmış ve sağa sola sığınmıştır. Tek emriyle, Hassa ordusunun tek tümenine, Hareket Ordusu’nu tek darbede çiğnetmek gücündeki Padişah, Sarayda tek başına, sadece Harem halkından ve iki üç yakınından ibaret kalmıştır. Öyle ki, Makedonya kaynaklı çapulcu sürüsünü mutlaka tepelemek, bunun için de Hassa Ordusunu kullanmak gerektiğini, önünde diz çökerek istirham eden bir kumandana, Abdülhamid Han, kapı aralığından bir kadın elinin uzattığı kahveyi eliyle alıp vermek zorunda kalmış, Kumandanın telâş ve ıstırabı üzerine de:

– “Ne yapalım Paşa, iş bize düştü! Bütün etrafım kaçtı!”

Cevabını verip, silahlı mukabele ve mukavemeti kökünden reddetmiştir. (M. Necati Bursalı, Yakın Tarihin Din Mazlumları, 2. Baskı, Beyda Yayınevi, İstanbul 1996. s. 21-22)

Müslüman kanı dökülmesin ve kimsenin burnu kanamasın diye Hassa Ordusu’nu hareketten alıkoyan II. Abdülhamid, merhametinin kurbanı olmuş, acınılacak duruma düşürülmüştür.

31 Mart Olayı’nın tertipçisi ve teşvikçisi olmakla suçlanan II. Abdülhamid’in bu olayla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. II. Abdülhamid, 31 Mart Vak’ası’nı takip eden günlerde Sadrazam Tevfik Paşa’ya:

“Ahvalin âkıbetini pek vahim görüyorum. Ben saltanattan fâriğ olacağım (uzaklaşacağım). 31 Mart hâdisesini bana isnat ediyorlar. Bunu hiçbir veçhile kabul edemem, mesuliyetinin ve lekesinin üstümde kalmasına râzı olamam. Bir komisyon mu, yoksa Divân-ı Âli mi teşekkül eder… Velhasıl her ne suretle olursa olsun, tahkikat icra edilsin, bunu yapanlar meydana çıkarılsın. Bu şartla ben saltanattan ferâgat ederim.” demiştir.

Sultan II. Abdülhamid’in bu isteğini İttihatçılara duyuran Tevfik Paşa’ya onların verdiği cevap ilginçtir:

-“Temize çıkarsa bizim halimiz ne olur?” (Feridun Fazıl Tülbentçi, 31 Mart Hâdisesi ve Hareket Ordusu, Resimli Tarih Mecmuası, Cilt:2, Sayı:20, Ağustos 1951. s. 901; Mustafa Müftüoğlu, Tarihî Gerçekler, C. 2, Seha Neşriyat, İstanbul 1993. s. 60-61)

 

Mehmet Bicik

www.beyingucu.gencgelisim.com

 

Bir önceki yazımız olan Acısıyla Tatlısıyla Hayatı Sevin Sevdirin başlıklı makalemizde acısıyla tatlısıyla hayatı sevmek, başarılı olmak ve başarmak hakkında bilgiler verilmektedir.

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir